Pelin Esmer Röportajı Burada!

Pelin Esmer’le son filmi İşe Yarar Bir Şey ekseninde kadın erkek bakış açısından, ölüm ve yaşam eksenindeki paylaşımlara, mekanların ve yolların etkisine kadar her şeyi konuştuk. İyi okumalar…

Önce hikayenin ortaya çıkışını konuşalım, Barış Bıçakçı’yla nasıl denk düştünüz, hikaye nasıl şekillendi?

Barış’la tanıştığımızda henüz kitaplarını okumamıştım, o da benim filmleri izlememişti. Okuyup izledikten sonra birlikte bir şeyler yazabileceğimiz düşüncesi oluştu ve bir gün Barış şair bir kadınla ilgili bir senaryo yazma teklifinde bulundu. Heyecan verici bir cümleydi ama biriyle birlikte yazma fikri önce biraz düşündürdü. Zor olabilirdi benim için biriyle birlikte yazmak. Ama denemek istedim. Sonra işte bu şehirli şair bir kadın cümlesinden yola çıkarak sıfırdan bir hikaye ve senaryo yazdık.

Verimli ve teşvik edici oldu mu bu çalışma sizin için…

Oldu evet, tahmin ettiğim kadar da zor olmadı. Ayrıca çalışma disiplinlerimiz de çok yakındı. Diliniz uyar uymaz o ayrı ama çalışma ritimleri de çok önemli. Ayrı şehirlerde yaşamamıza rağmen sık sık İstanbul’da bir araya gelip senaryo üzerine birlikte çalıştık.

Filmin çıkış cümlesinin şair kadın olduğunu söylüyorsunuz ama filmin ekseni daha geniş, kalın ve dolaylı…

Evet çıkış cümlemiz o ama yola devam etmemizin sebebi,o şair Yavuz ve Canan’ın oldukça dramatik hikayesinin tam ortasında kendini bulursa ne hissedecek, ne yaşayacak,nasıl müdahil olacak, bunu görmek istedik.

Filmleriniz için kadın hikayeleri, kadın karakterlerin yoğun olduğu hikayeler diyebilir miyiz? Kadınların üzerinden giden ve erkek dünyalarına bir renk, detay, farklılık katan. Buna dikkat ediyor musunuz, yoksa akışa mı bırakıyorsunuz?

Filme göre değişir bu. Gözetleme Kulesi’ndeki olayı yaşayan karakter kadın olmak zorundaydı. Ensest ve hamilelik söz konusuydu. Enseste bu şekilde maruz kalan sadece kadınlar. Ama İşe Yarar Bir Şey’de farklı bir durum var. Burada kadın karakterlerimiz erkek de olabilirlerdi. Ya da Yavuz kadın olabilirdi. Elbette başka bir film olurdu. Burada bizim odaklandığımız nokta hayat üzerinden ölümü tahayyül etmekti. Böyle hayati ve zor bir karar gerektiren bir durumda kalınsa kadın bunu nasıl yaşar, erkek nasıl sorusu değil. Senaryoda hikayenin hayal ettiğiniz yere doğru en akışkan şekilde varması için karakterlerinizin kombinasyonu önemliydi ama. Böyle uzun ve stresli bir tren yolculuğunda farklı yaş ve deneyimde iki kadını daha rahat bir araya getirebiliriz, daha rahat yakınlaştırabiliriz düşündük.

Filmde iki yönlü bir hikaye var gibi. Tren ve tren sonrası gibi. Tren ne kadar sıcaksa, tren sonrası o kadar soğuk, hatta zaman zaman kibirli bile diyebiliriz…

Tren kısmı olayın gerçekleşeceği yere doğru yapılan yolculuk kısmı. Ne olacağı tam belli değil, gördüklerimiz ya da duyduklarımızın ne kadarı gerçek ne kadarı değil, tam bilemiyoruz. Daha hayali bir ortam var. Trenin içinde bir şeyler olurken bir yandan dışarıda sürekli akan hayat var. Ayrıca trende bir sürü farklı renkte insan var, hikaye var, muhabbet var. Bu da ortamı ısıtıyor tabii ama son istasyonda indikleri andan itibaren durum hayali bir halden daha sert ve net bir duruma doğru kayıyor. Olayın gerçekleşmesine yaklaştıkça ısı haliyle biraz düşüyor.

Kaynak

113 yorum

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*